25 Ağustos 2010 Çarşamba

Akışına bırak(ama)mak


Bazen kolumu kaldırıcak dermanımın olmadığı hissediyorum..Bedensel yorgunluğun çok dışında ruhsal bunalımdan çok uzak..Tanımını yapamadığım evreleri yaşamak çok güç..Hani ne olduğunu bilsem bu kadar zor gelmez hayat..Griyi çok sevmiyorum galiba..Ya siyah olmalı ya beyaz...Birşeyler soyutlaşmaya yüz tutunca ufaktan sıyrılıyorum işin içinden..Sonra duruyorum birden..Acaba diyorum yolun neresindeyim..Eğer çok başındaysam geriye döneyim çok çabalamaya halim yok,ama sona yaklaşmışsan azıcık daha sabır diyorum..Olduğum yere bakıyorum..Kestiremiyorum..Etrafımdakilere soruyorum..Nerdeyim ben diye..Geçer arada olur böyle şeyler diyorlar..Susuyorum..Nede olsa zorlamanın bi anlamının olmadığını öğrendiğimde 14 15 yaşlarındaydım...Hayatımın ilk kayıbını verdiğim yaşlar..Çocuk olmanın sonuna geldiğim yaşlar,amcamı kaybettiğim yaşlar...O zaman anladım hayatta zorlayarak hiç birşeyin olmadığını aslında herşeyin bir akışı olduğunu ve senin bunu durdurucak kuvvetin olmadığını...Şuan 21 yaşındayım..O zamandan bu zamana değişen tek şey hayatın akışını durduramadığım gibi bazen şiddetlendirdiğiminde farkına varabilmem..Hayatı nolursa olsun akışına bırakmalı insan..Kaybediceklerini ölçüp biçmeli...Rahat olmalı..Senin dışında dönen çarkta sadece daha az yaralanmaya çalışmalı..
Bütün mesele bu...

2 yorum:

Tolga ERKOÇKAR dedi ki...

Griyi çok sevmiyorum galiba..Ya siyah olmalı ya beyaz... "Olmak ya da olmamak" cümlesinin güzel bir türevi.

Ama asıl soru; gerçekten de "bütün mesele bu" mu?

Ezgi* dedi ki...

Tolga Erkoçlar : Bütün mesele kesinlikle bence bu değil , daha fazlası var ama görebilene ama yapabilene..