4 Şubat 2012 Cumartesi

Koşu bandı gerçekleri

İzin gününün yatılanı makbuldür...
Geceden telefonumun sesini kapatıp elimin ulaşamadığı yere kaldırmamla başladı her şey...Ne çalan telefonlar ne buzda yaptığım danslar hiç biri yoktu bu sabah.. En önemlisi bir kase cornflakes yerine mis gibi yumurta kokusuyla uyandım, sıcak çay oh mis! Gece 3te ders seçip yatmış olmamın etkisiyle rüyamda 15yy. edebiyatçılarıyla sohbet ederken bir yandan Futbol Gündemi'ni izliyorduk..Nasıl yani demeyin..İş aşkı, eğitim zahiyatı diyelim biz buna...

Başımın altında babanne dizi, kar sonrası güneşi izlerken düşündüğüm türk kahvesi değildi, pazar günkü derbi için verilen oranlar hiç değildi...Beşiktaşın eksikleri, Fenerbahçenin şaşırtan performansı her idda oynama girişimimin hezimetle sonuçlanmasından sonra değersiz oldu gözümde..Yanıma tek kar handikapın ne demek olduğunu öğrenmem kaldı sanırım (!)

Düşündüğüm sendin sevgili...Bu sabah sana evimizde koşu bandının gerekliliğini söylediğimde bana beyaz eşya tepkisi vermendi düşündüğüm..Buzdolabı almalıyız desem nasıl tabii ki dersen bunda da o tepkiyi vermendi.Saçma sapan isteklerimi sırf  "isteğim" olduğu için zaruri ihtiyacımız gibi konuşman...

Bu lafa çok kızarsın biliyorum ama "sen yağmasan da hep gürle sevgili" ...Sen "biz" olunca yağarız ♥

1 yorum:

Mustafa Hazırcı dedi ki...

Güzel demişsin :) İzin günlerinde de koşu bandı tepesinde olmak abez oluyor. Ama nede olsa türk milleti kendine bakmakla ayrı bir tribi olduğu için illa böyle şeylere de el atacak :)